Bu yazıda toplumdaki tartışma kültürü hakkında ahkâm keseceğim.
Ülkemizdeki kutuplaşma herkesin malumu. Fikirleri biraz bile farklı olan insanlar uygun ortam bulduğunda karşısındakini dinlemeden, kendi fikirlerini saçmak, karşı fikirleri ezmek ve tartışmanın "galibi" olmak istiyor çünkü tartışma onlar için "Fikirlerin çarpıştığı ve yalnızca bir fikrin ayakta kalabildiği bir er meydanı.". Eğer iki taraf da inatçı çıkarsa, bu tartışmanın en baydığı zaman gruptaki birisi "Neyse abi, bu saatten sonra ne benim fikrim değişir, ne senin" der ve saatlerdir süren o tartışmanın doldurduğu oda bir anda soğur, sessizleşir, herkes "yahu napıyorduk biz?" diye düşünür, coşkuyla fikirlerini saçan ya da coşkuyla fikirlerini saçanların sırasını savmasını coşkuyla bekleyen kişiler "yahu ne zamandır telefona bakmadım, bakayım facebook/twitter/whatsapp'da ne olmuş." diyerek akıllı telefonlarının parlak ekranlarına döner. Hepimiz en azından bir kere bu tartışmanın içinde aktif rol oynadık.
Ben artık böyle tartışmalara girmiyorum elimden geldiğince. Çünkü kısaca yaptığım özette görüldüğü üzere, ortamın içine sıçmaktan öte bir sonuçları olmuyor böyle şeylerin. Bu yazıyı okuyan ve kendisini "özgürlükçü" vb. sıfatlarla tanımlamayı seven bir çok insan ise, ateşle devam ediyor bu tartışmalara.
Peki bu tartışmalar neden bu kadar amaçsızlaşıyor?
Öncelikle kimsenin fikrini değiştirmeye niyeti yok. Fikir değiştirmek kötü bir şey olarak görülüyor. Siyasilerin 15-20 yıl önceki videolarını yayınlayıp "Bak o zaman ne dedi, şimdi ne dedi" diye eleştirilmesi buna örnek mesela.
Ama asıl mesele şu ki, herkes her şeyi anlamaya çalışıyor. Anlamaya çalışması aslında güzel bir şey, desteklenmesi lazım. Sonuçları ise çok vahim; kişi, anlayamadığı şeyi kısaca "aptal" olarak nitelendiriyor ve olay onun için kapanıyor. Anlamadım, demekki anlamsız, o zaman aptal, o zaman buna inananlar da aptal, haydi ona karşı var gücümüzle fikirlerimizi dayatalım.
Bunun en sık karşılaşıldığı durum elbette ki inanç meselesi. Dindarlar olaya "her şey tesadüfen nasıl olabilir, olamaz!", "Biz maymundan mı geldik!?", "Darvin de ölmeden önce yazdıklarının yalan olduğunu söylemiş!" tarzı yaklaşırken, ateistlerin açısından dindarlar "Yalanlara kanan milyarlarca koyun", "Dogmaları sorgulamayan akılsızlar" tarzı yaklaşıyor.
Siyasi olarak da bunun etkisi "Cehapeliler din düşmanı!", "Bunlar Milli Şefçi!", "Laikçi!" ya da "Adam bir torba kömüre oyunu satıyor!" şeklinde görülebilir.
Şimdi, burada sorun net bir şekilde APTALLIK. Herkes kendisinin ne kadar zeki olduğundan emin olduğu kadar karşısındakinin aptallığından emin. Aptal, çünkü başka bir şeye inanıyor. Akıllı olsa TABİİ Kİ SENİN MÜKEMMEL ZEKANLA ULAŞTIĞIN SONUCA ULAŞIRDI. Sorun olan aptallığın hangi tarafta olduğu da açık sanırım.
Peki n'apalım o zaman?
![]() |
| Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım! |
Doğrunun kişiden kişiye değişen bir şey olduğunu kabul edelim. Senin doğru-yanlış yargı mekanizman, senin yaşadığın çevrenin etkisiyle gelişen bir şey ki çevre bile sadece etki eder, kontrol edemez bunu. O nedenle senin doğrundan başka doğrulara inanan insanlara uzaylı görmüş gibi bakmayalım, çıtır çıtır kafamızda yargılayıp, haksız bulup, "Tamam ben senin ne diyeceğini anladım lafını bitir de kendi fikirlerimi suratına ÇAT ÇAT çarpayım, utan yerine dibine gir" şeklinde devrik bakışlar atmayalım. Atacaksak tartışmayalım. Siktiret hacı bak dalgana diyelim, bira içelim.
Evet, eyyorlamam bir kez daha bitti. Belki akıcı olmamış olabilir, insanın düşüncesini toplayıp yazması kolay bir şey değil ve elbette ki bloga yazdığım şeyler için ön çalışma gibi zahmetlere girmiyorum. Dönüp aynı konuya gelmek, sonsuz döngüye girip kendini kaybetmek, az önce bahsedip kapattığım şeyi bir daha yazmak gibi olaylardan kaçınsam da, olduysa mazur görün.
![]() |
| Şu kız da NET GÜZEL. Bu kızı güzel bulmuyorsanız hiç tartışmayalım zaten. |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder