Aslında bunu tvit tvit, 140 karakter
140 karakter mi yazsam diye düşündüm, ama vazgeçtim. Farkettim
ki gevezelik yapmak istediğim çok şey var ve 140 karaktere
sıkışmak yerine blogumun engin çayırlarında çırılçıplak
koşmak daha cezbedici geliyor. Aslında çok özel bir şey üzerine
yazmayacağım, ama 2 saattir almanca yazı yazdığım için,
içimdeki türkçe yazma aşkı depreşti. Uzun zamandır da bloga
yazmıyordum.
Bu yazıda yazacaklarımı, yemeği hazırlarken düşündüm, yemeği fırına koydum ve pişene kadar da bitirmeyi hedefliyorum.
Bu yazıda yazacaklarımı, yemeği hazırlarken düşündüm, yemeği fırına koydum ve pişene kadar da bitirmeyi hedefliyorum.
1 başlığı altındakiler söylemek istediğim fikirlerim tarzındayken, 2 başlığı altındaki şeyler aslında tamamen benim kafamdan geçen ve başkasının bilmesinin gerekmediği düşünceler.
1
Öncelikle, şuradan başladı kendi beyin fırtınam;
Eğer bir konuda bir fikir beyan edecekseniz, öncelikle o konu hakkında son zamanlardaki haberleri okudunuz mu, buna dikkat edin. Ama asıl dikkat etmeniz gereken şey, bu konu hakkında yeterince etraflıca düşündünüz mü? Düşünmek çok güzel bir eylem, sık sık gerçekleştirmek lazım. Almanya'daki hayatımın kontrolü kendi ellerimde olduğu için düşünmek için vaktim oluyor. Eğer „Evet, düşündüm! Şimdi konuşacağım!“ derseniz, son bir şeye dikkat edin, bunu ne zaman düşündünüz? Size tavsiyem son 1 ay içerisinde değilse düşüncenizi dillendirmeden önce biraz daha düşünün. Gece yatmadan önce geçmişe bakıp „Neden böyle demişim orada lan?“ derim ben bazen, siz de diyorsunuzdur tahminimce. Ya da tam fikirlerinizi dökmüş yardırırken, bir anda aslında fikirlerinizin bir boşluğunu farkedebilir, konuşma yaptığınız insanlar bunu farketmesin diye çaba içine girebilirsiniz. Eğer tam o an durup „Durun lan şunu düşünmemişim, o zaman bütün bu dediklerim yanlış“ diyecek özgüveniniz varsa, ki benim her zaman olmuyor, o an onu diyin. Son olarak eklemek istediğim, eğer bir konuda fikrinizi değiştirmeye açık değilseniz, o konuda tartışmayın. „Hacı, bu saatten sonra ne sen benim fikrimi değiştirirsin ne ben senim.“ şeklinde bir tartışmanız noktalanıyorsa sizin harcadığınız zamanın amına koyayım. Niye boş boş konuştunuz o zaman.
Bunu düşündükten sonra, ne kadar ukala bir insan olduğum aklıma geldi. Etrafımda bunu yüzüme söyleyen insanlar da var. Sağolsunlar. Onlar beni her uyardığında ben davranışlarımı biraz daha düzenlemeye çalışıyorum. Bu ukalalığım çoğunlukla karşımdaki kişiye şaka yapmamla ortaya çıkıyor ve kimi zaman karşımdaki kişiyi kırabiliyorum. Bugüne kadar kırdığım kişilerden özür dilerim. Ama bunu yaparken böyle bir şeyi asla ama asla amaçlamadığımı bilin. Evet, bu konuda kendimi düzeltmek için hala çabalıyorum. Böyle durumlarda, annem bana „Ukela“ der. Güzel bir tonlamayla söyler bunu. Ama bazen annemin de kalbini kırdığım oluyor ve ana yüreği, gidip özür dilediğimde düzeliyor her şey. Özür dileyene kadar trip de atıyor ama.
2
Annem bana bazen de „Ayu“ der. Hayır annemin kelimeleri doğru telaffuz etmekle ilgili bir sorunu yok ama, bazen kelimeleri böyle deforme ettiğinizde daha özel bir anlam kazanıyor bence. Boyu 180 cm'in üzerinde olan herkes, ergenlikte el, kol, güç koordinasyonunu sağlamakta zorlanmış ve sağı solu devirmiştir. Bazen de görgü kurallarını karşımızdakiyle olan yakınlık derecemize bağlı olarak yok saymışızdır. Bunu abarttığımda da annem bana „Dağ Ayusu“ der. Çok sempatik değil mi.
Son olarak hoşuma giden bir şeyden
bahsedeyim, ki bu sizi hiç ilgilendirmiyor, ailede herkes bana
farklı bir şekilde sesleniyor. Yani, mesela ablamın iki adı var,
ve biz bir aile bilinciyle ablama herkesin seslendiği adla değil,
diğer adıyla sesleniyoruz. Ama benim öyle bir durumum olmadığı
için mesela annem bana „Ayu, Ukela“ gibi duruma uygun sıfat ve
isimlerle seslenirken babam „Do“ der. Hatta bunu uzatır
„dooooooooooooooooooo“ şeklinde söyler. Uzatınca bek bir
pratikliği kalmıyor. Ablam da bana „Dogiş“ der. Bu da çok
hoşuma gidiyor. Ablamla aramdaki ilişki bence çok güzel.
Evet, buraya kadar okuduysanız, iyi, güzel. Çok bir şey yoktu bölüm 2 de, öyle içimden geçenleri yazdım. Zaten Blogun amacı bu değil mi? Resimsiz yazılar çok tipsiz olduğu için, aşağıya istanbula son gelişimde arkadaşlarımla çekilmiş güzel bir fotoğrafı ekliyorum.
Evet, buraya kadar okuduysanız, iyi, güzel. Çok bir şey yoktu bölüm 2 de, öyle içimden geçenleri yazdım. Zaten Blogun amacı bu değil mi? Resimsiz yazılar çok tipsiz olduğu için, aşağıya istanbula son gelişimde arkadaşlarımla çekilmiş güzel bir fotoğrafı ekliyorum.
![]() |
| Vazgeçtim ondan, bunu geçen gün buldum, çok güzel bir masaüstü resmi olabilir bence. Fight Club güzel film. |
Son not, yemek pişene kadar bitti vallahi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder