20 Ekim 2012 Cumartesi

Nereloloyor?


Uzun zaman olmuş yazmamışım, neden yazmadım, çünkü hayatımda bir değişiklik mi olmadı? OLDU. Çok oldu hem de, ondan vakit bulamadım.
Öncelikle ne yaptım, İstanbula gittim! Nisandan beri Stuttgart'taydım ve TestDaF stresi falan derken iyice bunalmıştım. Özellikle sınav çok yordu beni. Sonucunu hala bilmiyorum, umarım geçmişimdir, çünkü ben onu mazide bıraktım ve hayatıma onu geçmişçesine devam ettim.
N'aptım İstanbul'da? OOoh, neler yapmadım. İlk indim, peder bey karşıladı beni, dedi "Nereye gitmek istersin?", madem bu kadar çile çekmişim Sabiha Gökçen'e inmişim, "Gidelim tuzlada köfte yiyelim!" dedim ve ilk iş Filizler köftecisine gittik.
Sabiha Gökçen'e inmek neden çile oldu, onu da anlatayım. Şimdi benim GOMÜNÜST ve HALKÇI kişiliğim, Törkiş Eirlayns'dan bilet almaya el vermedi. Ama Pegasus gibi her şeyi kısıp sinirlerimi bozacak bir havayolunu da istemedim. Air Berlin'de BAGAJ VERMEK BİLE PARALI! "E, Ryanair'de öyle değil mi, o zaman nasıl Ryanair senin favori havayolun?" derseniz, EVET derim, Ryanair de öyle. Ama Ryanair'le 60€'ya Roma'ya gidip dönebiliyorum. Airberlin fiyat olarak o seviyelerde olsa, onları da severim, neden sevmeyeyim. Kısaca gittim naptım, "istemem yan cebime koy" diyerekten SunExpress'ten aldım. SunExpress bir THY&Lufthansa ortaklığı, ve THY'deki kriz sorununun bir benzeri de Lufthansa'da Steward'larca yaşandı. Yüzlerce uçuş iptal oldu, binlerce kişi havaalanlarında kaldı. Önce pişman oldum, aynı şirkete giden yaklaşık aynı para, ama daha kötü hizmet. 10 kilo daha az bagaj hakkı vs. Ama pişmanlığım havaalanında daha da arttı, ancak bu sefer yön değiştirdi. (Yazı daha uzayacak, ona göre)
Almanya'da Alışveriş merkezlerine ya da havaalanlarına girerken öyle herkese terörist muamelesi yapan x-ray kapıları yok. Elini kolunu sallaya sallaya, beline c4'leri dolaya dolaya girebiliyorsun her yere. Ama Stuttgart havaalanında iş biraz farklı. Hem de sadece Türkiye'ye uçan yolcular için farklı. Stuttgart havaalanı güzel tasarlanmış, benim hoşuma giden bir havaalanıydı. Ama THY ile uçmuyorsanız, 2. sınıf insan muamelesi gördüğünüzü ben bilmiyordum. Şu resimde havaalanını görüyorsunuz. Bütün yolcular körükleri gördüğünüz terminallerden uçaklarına binerken, Türkiye yolcuları sağ tarafta gördüğünüz fabrikadan bozma yere gidiyorlar. Aralarında 50M bir köprü var ve gerçekten 2 farklı dünya. Öncelikle Check-in kontuarlarına girmeden önce valizleriniz x-ray cihazından geçiriliyor. Valizinizi verdiniz, pasaport kontrolünden geçtiniz, sizi diğer terminallerdeki göze hoş gelen free shoplar ve cafe'ler yerine, 1 adet ucuz, dandik bir free shop bekliyor ve başka bir şey yok. 1 tane de kola makinesi koymuşlar. Uçağa binişte zaten körük yok, ve diğer terminallerdeki estetikten eser yok. Bu beni çok sinir etti.
Geçelim, Sunexpress'ten bilet alma pişmanlığım check-in'de yerini güleryüze bıraktı. 20 kg hak varken 27 kilo valiz verdim, ve açıklama yapmaya çalışırken bana güler yüzle "sorun yok rahat ol" dediler. Ben de rahatladım, sevindim.
Evet, Türkiyeye geldim, naptım, babam beni Rumeli Hisarı'na götürdü, daha önce gitmemiştim, tırmandık ettik. Ardından da panpalarla görüşme, doğum günleri, sevgilimle vakit geçirmeler derken tekrar kendimi şu an içinde bulunduğum odada buluverdim.
Okul nasıl, derseniz, demezseniz geçin bu kısmı, çok güzel. 1 senedir orasından burasından giriyordum ama sonuçta hazırlıktım, eziktim, öteleniyordum. Şimdi çatır çatır, koca koca amfilerde derslere giriyorum, MÜHENDİSLİK OKUYORUM HEHEEY! Gerçekten hoşuma gitti bu olay.Bu hafta ilk haftaydı ve 1 kere yüksek matematik dersi işlendi, farkettim ki, daha "üçgen"in almancasını bilmeden mühendis olmaya kalkmışım. Prof. ların konuşmalarını anlamadım ama iş tahtada anlatmaya gelince "heeee, fakultät faktöryel demekmiiş" şeklinde şaşıra şaşıra anladım her şeyi. Etrafımdaki almanlar için komik olmuştur, yüksek matematik dersindeki öğrencinin defterinde sadece ÜÇGEN ve FAKTÖRYEL yazıyor. Toplam sembolü ne demek onu hala çözemedim mesela. Ama yine de 1 senedir bunun için çabaladığımı düşünürseniz, çok hoş duygular içerisindeyim. Sınıf yaklaşık 400 kişi ve o nedenle sürekli büyük büyük amfilerde derse giriyoruz. Örneğin fizik dersini işlediğimiz amfi 800 kişilik, yüksek matematik amfisi 700 kişilik. İnsan bir gaza geliyor, bir havalara giriyor. Hoşuma gitti bu duygu.
Ve 1 sene sonunda ilk kez Almanlarla bu kadar yakın olabildim. Ne kadar, meraba meraba işte. Konuştuk ettik ama şunu farkettim, adamlarla ortak hiçbir şeyim yok. Yani, karşılıklı 3 saat otursak, konuşacak hiçbir şeyimiz yok. Ne anlatayım adama, o bana ne desin, o kadar ilginç ki. Zaten onların pek umrunda değil, ööyle mal mal gelip gidiyorlar. İnsan bir merak eder (gerçi bir almanın bir türkü merak edeceğini çok sanmıyorum ama), bir ne bileyim, yardımcı olur, muhabbet eder. Yok arkadaş, ODUN GİBİ hepsi. Bugün mangal vardı, gittim baktım tanıdığım kimse yok, oturmadım hiçbir masaya, ayrıldım ortamdan. Otursam merhaba desem, devamı yok yani. İlginç olaylar.
Şimdilik böyle. Geçen hafta da grip oldum, istanbulda şortla gezme işini abartmışım galiba azıcık, hastalandım burada. İlk kez mercimek çorbası yaptım, güzel oldu, hoşuma gitti. Tarif defterime 1 yeni tarif eklendi (Önceki tarifler; Makarna, Pilav(pilava az yağ koyuyormuşum ondan olmuyormuş, halletik onu), Pırasa). İlerleme kaydettiğim kesin yani.
Sonuç olarak, sevgiyle kalın.

Güzel bir resimle noktalayayım istedim. Burası Landsberg'deki nikah salonu.
Burada insanlar evleniyor yani.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder